Mitler Bizi mi Kurtarır, Yoksa Kendimizi Aşmaya mı Zorlar?
Mitler çoğu zaman bize uzak bir dünyanın hikâyeleri gibi anlatılır. Oysa aslında insanın kendi iç yolculuğunun en eski kayıtlarıdır. Kahramanların canavarlarla savaşması, karanlık ormanlara girmesi ya da küllerinden yeniden doğması, hep aynı gerçeğe işaret eder: İnsan en çok kendisiyle karşılaştığında değişir. Bu karşılaşma her zaman rahat olmaz. Bazen bir kırılma ânı, bazen bir yorgunluk, bazen de hayatın bir süre taşması halinde gelir. Ama mitler bize şunu fısıldar: Kimse seni kurtarmaya gelmez, ancak içindeki eşiği fark ettiğinde kendi yolunu açabilirsin.
Toplumların da kendine özgü mitleri vardır. Zor zamanlarda ortaya çıkan “kurtarıcı” anlatıları, düzen değişirken çoğalan arayış hikâyeleri, güçlünün değil dayanıklının öne çıktığı anlatılar… Bunların her biri, kolektif bir ruh hâlinin dışavurumudur. Aynı şekilde bireyin iç dünyasında oluşan “kişisel mit” de aslında sadece ona ait değildir.
Büyük sorumluluklar alan birinin yükü ailesine, ilişkilerine ve çevresine yayılır; kırılganlığını gizleyen biriyse toplumun güçlü görünme beklentisini taşır. Yani kişisel bir dönüşüm, görünmez bir şekilde toplumsal sınırlara da dokunur.
Mitlerin gücü burada ortaya çıkar: Bizi kurtarmak için değil, bizi dürtmek için vardırlar. Burada bir eşik var, istersen geçebilirsin, denir. Ve belki de en anlamlı değişim, bu çağrıyı duyduğumuz ama kimseye söylemediğimiz o sessiz anda başlar.
Bazen kendi iç eşiğimizin farkına varmak için dış dünyanın sallanmasını bekleriz. Bir söz, bir kayıp, bir hayal kırıklığı ya da sadece “artık böyle gitmiyor” hissi… Bunlar çoğu zaman rastlantı değil, içimizde birikenlerin yüzeye çıkmak için bulduğu yarıklardır. Mitlerin bu kadar eski olmasına rağmen hâlâ bizi bu kadar güçlü etkilemesi de bundandır: İnsan değişse de, içindeki çatlakların dili değişmez. Her çağda, her toplumda, her bireyde aynı soruyu fısıldar: “Burada bir şey var, görmeye hazır mısın?”
Ve belki de en sahici tarafı şudur: Eşiği geçmek her zaman büyük bir cesaret gösterisi olmak zorunda değildir. Bazen sadece durmak, dinlemek, kendine küçük bir alan açmak bile o eşiğe yaklaşmanın bir yoludur. Mitler, yolun geri kalanını bizim tamamlamamızı ister. Çünkü bir hikâyeyi gerçekten değiştiren şey, kahramanın gücü değil; kendi iç sesine ilk kez dürüstçe kulak vermesidir.