Daha Fazla Okumak mı İstiyorsunuz?
Okumanın insan yaşamına olan olumlu etkisi bilinen bir gerçek. İlk akla gelenlerse sağladığı kültürel zenginleşme, mutluluk ve tatmin hissi, daha iyi bir ruh sağlığı, daha iyi odaklanma becerisi, daha iyi bir hitabet ve özgüven.
Çok çekici göründüğü aşikâr. Yine de gerçek yaşam kendiniz için yaptığınız okumalara pek yer bırakmıyor. Birleşik Krallık’taki yetişkinlerin yarısı hiç kitap okumazken, bu okumayan kesimin yüzde ondan fazlası okuma eylemini güç bir uğraş olarak niteliyor.
Peki bu kadar faydalı bir uğraşın insanlar açısından bu denli zor görülmesinin sebebi ne? Aslında sorunun kaynağı çocukluk. Çoğu yetişkinin okumayla kurduğu ilişkinin başlangıcı çocukluk dönemine dayanıyor. 2025 yılında yapılan bir araştırmaya göre 8-18 yaş aralığındaki çocuk ve gençlerin yalnızca üçte biri boş zamanlarında okumaktan keyif alıyor. Şöyle de bir gerçek var, ebeveynlerinin okuduğunu görmeyen çocuklar kitabı boş zamanları değerlendirmek için iyi bir alternatif olarak algılamıyor.
Kısa bir süre önce Eğitim Komitesi’nin başlattığı bir soruşturma, okuma sevgisinin nasıl canlı tutulabileceğini ele alırken biz de kendi çalışmalarımızda, insanların sırf keyif için okumalarını nasıl sağlayabileceğimizi araştırıyoruz.
Farklı okuma yöntemleri
Çoğu insan okumanın hazzını bilmeden büyür ve bu durum genellikle yetişkinlikte devam eder. Araştırmaların sonuçları gayet tutarlı, özellikle disleksi ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuk ve yetişkinler okumaktan keyif almıyor, dolayısıyla okumak istemiyorlar. Bu durum okumayı yalnızca sınavlarla ilişkilendiren eğitim sistemi tarafından daha da kötüleştiriliyor ve okuma bir haz kaynağı olmaktan çıkıp performans ölçütü haline getiriliyor.
Fakat basit değişimler beraberinde köklü değişiklikleri getirebilir. Basılı kitaplar yerine sesli kitapları tercih edebilir ya da grafik romanlara yönelebilirsiniz. Disleksi gibi nörolojik farklılıkları olan okurlarsa erişilebilir yazı tipleri, düzenler ve dil kullanımı konusunda uzmanlaşmış yayıncıların kitaplarına göz atabilirler. Bu sonuncusu elbette oldukça sınırlı bir alan sunuyor. Dolayısıyla alternatif olarak işaret edebileceğimiz, erişimi en kolay seçenek sesli kitaplar. Dinleyerek algılanan bilginin beyinde nasıl temsil edildiğiyle okunarak algılanan bilginin nasıl temsil edildiği arasındaki ilişki henüz netliğe kavuşmamış olsa da nöroloji alanında yapılan araştırmalar, beynimizin dinlerken ve okurken aynı şekilde anlam oluşturduğunu gösteriyor.
Sesli kitaplar okuma uğraşını, teslim tarihi belli olan zorunlu bir ödev olduğu algısından kurtarıp toplu taşıma kullanırken, mutfakta yemek yaparken ya da gece geç saatlerde dinlenirken dinlediğiniz hoş hikâyelere dönüştürebilir. Üstelik çevrimiçi platformalar aracılığıyla olduğu kadar telefon ya da tablet aracılığıyla çevrimdışı olarak da ulaşılabilen, hatta kimi kütüphanelerin sunduğu hizmetler sayesinde ödünç alınabilen sesli kitap formatı özellikle yoğun bir çalışma hayatına sahip yetişkinlere okuma fırsatı yaratabilir. Okuma dayanıklılığı düşük olup da okurken sık sık mola vermek zorunda kalanlar için de iyi bir başlangıç olabilir. DEHB bireyler içinse sesli kitaplar dinlerken başka bir fiziksel aktiviteye de imkân verdiğinden çok makul bir seçenek. İşin iyi yanı, sesli kitapların gençler kadar çocukların da ilgisini çekmesi. Üç yaşındaki çocuklar bile sesli hikâyeleri dinlemekten inanılmaz bir keyif alıyor, bir yandan eğlenirken öte yandan en karmaşık hikâyeyi bile kolayca anlıyorlar.
İçimizden biri (Paty), kızının dinlediği hikâyeleri kafasının içinde görebildiğini söylediğini anlatıyor. Kendine özel bir sineması olduğunu düşünüyor ve o yüzden sesli kitap dinlemeyi televizyondaki çizgi filmlere tercih ediyormuş. Ufaklığın bilmediği şeyse hayal ettiği her sahnenin attığı her kahkahanın hiç fark ettirmeden kelime dağarcığını geliştirdiği ve kitaplara olan sevgisini beslediği.
Birlikte okuyarak sosyalleşmek
Okumanın sosyal boyutları ve paylaşılan deneyimlerin önemi şu ana kadar pek çok araştırma tarafından ele alındı ve açık bir biçimde ortaya kondu. 2015 yılında başlatılan ve 2024-2025 yıllarına kadar devam eden KU Big Read Project isimli araştırmaysa konuyu başka bir yönden ele alıyor ve okuma hazzını ortadan kaldıran sistemik engellerin aşılmasına odaklanıyor.
Bu araştırma kapsamında Kingston Üniversitesi’ne yeni başlayan öğrencilere -lisans eğitiminin hemen öncesinde- posta yoluyla bir kitap ve yazarın, üniversiteye başlamadan önceki duygularını anlatan bir mektubu gönderildi. Böylece her birine ortak bir deneyim ve o aşırı sinir bozucu olan “ilk günde” konuşabilecekleri ortak bir konu sağlandı.
İnsan hayatında yüksek öğretime geçiş oldukça önemli bir aşamadır ve projenin ilk yılında eğitim hayatını bırakan öğrenci sayısında kayda değer bir azalma gözlendi. Devam eden yıllarda kitabın, üniversite genelin bir bağ işlevi gördüğü ve zaman içerisinde öğrencilerin bir sonraki yılın kitap seçimi konusunda öğretim üyelerine yardımcı olmak istedikleri anlaşıldı.
Bu projenin aynısını kendi hayatlarınızda uygulayabilirsiniz. Yüz yüze ya da çevrimiçi katılabileceğiniz bir okuma grubu bulup okuma uğraşını aynı zamanda sosyal bir aktivite haline getirebilirsiniz.
Okumak bir angarya değil, bir keyif olmalı
Alison Baverstock tarafından kurulan ve asıl amacı asker ailelerinin birbirleriyle iletişim halinde kalmasını sağlamak olan Reading Force (Okuma Kuvvetleri) isimli hayır kuruluşu, bu amacını gerçekleştirmek için ortak okuma deneyiminden faydalanıyor ve böylece hem okumayı zorunlu, meşakkatli bir uğraş olmaktan çıkarmış hem de ailelere ortak bir paylaşım alanı sunmuş oluyor. Kuruluşun etkinliklerinde ailelere okuma deneyimlerini kaydedebilecekleri eğlenceli albümler dağıtılıyor, renkli kaynaklar, ücretsiz kitaplar ve Sir Michael Morpurgo gibi önemli yazarların katıldığı yazar buluşmaları düzenleniyor. “Okuryazarlık” kelimesinin asla telaffuz edilmediği bu etkinlikler özellikle kitaplara erişimi sınırlı olan aileler için nazik, yargılayıcı olmaktan çok uzak ve heyecan verici bir okuma yöntemi. Bu süreçten alınan geri bildirimlerse derin bir bağ, huzur ve duygusal tatmin yaşandığını ortaya koyuyor.
İnsanların zorla kendilerine okutulan kitaplar yerine istedikleri kitapları okuyarak elde ettikleri bu duygusal tatmin okuma uğraşı açısından çok önemli. O yüzden okumak zorunda olduğunuzu düşündüğünüz kitapları değil, ilginizi çeken kitapları seçin.
Temsil ve okuma
Okuduğunuz kitaplarda kendinizin de temsil edildiğini hissederseniz o kitaplarla güçlü bir bağ kurarsınız. Farklı ülkelerden, farklı yaşantı ve geçmişlerden gelen yetişkinlerin çocuklarıyla birlikte bu tarz gruplara katılması onlara birlikte hikâyeler yaratma ve ortak bir zeminde buluşma imkânı veriyor. Burada elde edilen kazanımlar yalnızca okuryazarlığı ve kültürel aidiyeti desteklemekle kalmayıp aynı zamanda topluluklarıyla daha güçlü bağlar kurmalarını da sağlıyor.
Kitaplar bambaşka kültürlerden gelen, birbirinden olabildiğince farklı özelliklere sahip karakterleri içerdiğinden her kesimden okuru kendine çekebilir. O yüzden okumaya başlamak için asla geç değil.